Sındırgı Gundem

Eğri Büğrü…

Eğri Büğrü…

-Necip KARATUNA

Sındırgı, depremin verdiği zararın yanı sıra belirsizliğin devam etmesi dolayısıyla da afet bölgesi ilan edilmeli. 10 Ağustosta meydana gelen depremde, 1 kişi hayatını kaybetmiş 100’e yakın yapı ağır hasar almış, 12 binin üzerinde artçı deprem meydana gelmişti. Yaklaşık 3 ay önce kırılan Simav fayının dışında, 27 Ekimde merkez üssü Aktaş olan 6.1 lik depremin meydana geldiği güneydeki dağlık bölgede hareketlilik azalmadı, azalmıyor ve belirsizliğini koruyor. Uzmanları bile şaşırtan aktiviteler derinlemesine araştırılmalı, bu süre içinde gerekli önlemler alınmalı ve ilçe ivedilikle afet bölgesi ilan edilmelidir, kamuoyunun beklentisi de bu yöndedir.

Diğer taraftan bir kullanıcı 27 Ekimdeki 6.1 şiddetindeki depremin ardından bir şöyle bir paylaşımda bulundu;

“BENİ NEDEN DUYMUYORSUN?”

Antik çağda, bugünkü Sındırgı topraklarının adı Carseae idi.

Coğrafyacılar burayı “toprağın altında kalbi atan yer” diye tanımlardı. Çünkü bu toprakların altı sıcak, damarları su doluydu.

Efsaneye göre, yerin derinliklerinde Karsea adında bir tanrı yaşardı. Yeraltı sularının, madenlerin ve ateşin efendisi.

İnsanlar ona kurban vermez, saygı sunardı. Çünkü bilirlerdi ki, Karsea kızarsa, toprağın nabzı hızlanır; yeryüzü titrerdi.

Ve bir kehanet dilden dile dolaşırdı.

“Bir gün sularınız kesilirse,

Benim sabrım da kesilir.”

Asırlar geçti, sular çekildi.

Göller kurutuldu, termal pınarlara beton döküldü, bataklıklar “imar alanı” sayıldı.

İnsanlar toprağın damarlarına demir çubuklar sapladı.

Ve bir sabah, yerin altındaki tanrı nefes aldı.

Sındırgı titredi.

O sarsıntı, sadece fayların değil, unutulmuş bir antlaşmanın yankısıydı.

Bilim diyor ki; Sındırgı, birinci derece deprem kuşağında.

Jeologlar raporlarında “aktif fay hattı” diyor ama halk hâlâ “yerin kalbi attı” der.

Birbirine çok uzak iki cümle gibi görünse de, aslında aynı gerçeği anlatıyorlar.

Toprakla bağımızı kaybettik.

Sındırgı, Roma döneminde Carseae adıyla anılırken bir termal merkezdi.

Hisaralan, Ilıca, Eynallı suları… Hepsi yerin derinliklerinden gelen şifa kaynaklarıydı.

Bugün o kaynakların bir kısmı kurumuş, bir kısmı kaplıca otellerine hapsedilmiş, bir kısmı ise imar planlarına karışmış durumda.

Jeotermal damarların önü kesilince, yerin altındaki basınç yeni yollar buluyor.

Ve her defasında, yeni bir depremle kendini hatırlatıyor.

Bu topraklarda deprem sadece jeolojik bir olay değil;

insan ile toprak arasındaki diyalogun bozulmasıdır.

Modern çağın tanrıları artık Olimpos’ta değil harita masalarında yaşıyor.

Birisi “imar” diyor, diğeri “rant”, bir diğeri “yatırım”.

Oysa her imar planı, yerin altındaki bir damarı daha kesiyor.

Bir dere yatağı dolduruluyor, bir bataklık kurutuluyor,

sonra ilk yağmurda, ilk sarsıntıda herkes şaşırıyor.

“Ne oluyor?”

Olan şu; Yerin sesi kesilmişti, şimdi o sessizlik geri dönüyor.

Carseae’nin tanrısı, bugünün müteahhitleriyle değil

doğayı unutan hafızamızla hesaplaşıyor.

Deprem, sadece doğanın öfkesi değildir.

O, insana yöneltilmiş bir sorudur:

“Beni neden duymuyorsun?” (Sedat KAYA)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ